Pazar akşamı gece yarısını biraz geçiyor. Star ekranında PopStar Alaturka programı yayınlanıyor. İsmini aklımda tutamadığım bir Azeri yarışmacı benim adımı anıyor.
Bunun üzerine Armağan Çağlayan beni eleştiren bir konuşma yapmaya başlıyor. Benim programı izlemeden yazdığımı söylüyor. Ardından söz alan Bülent Ersoy da “Can Ataklı’nın eşi kadim dostum olduğu için susma hakkımı kullanıyorum” diyor.
Bense şaşkınlık içinde izliyorum konuşmaları.
Konunun özü şu: Cumartesi günü bir yazı yazdım. Azerbaycan’dan döndüğümü belirterek “Azeri bir bakan, MHP milletvekili Tuğrul Türkeş’e PopStar Alaturka programında Bülent Ersoy ve Armağan Çağlayan’ın Azeri dilini alaya alan konuşmalar yaptığını, bundan çok alındıklarını ve tepki gösterdiklerini söylemiş” dedim.
Bu yazıda programı izlemediğimi özellikle belirttim. Bülent Ersoy veya Armağan Çağlayan’ı eleştirmedim. Sadece Azerbaycan’da öğrendiğim bir bilgiyi iki ünlü isme haber vermek istediğimi söyledim.
Azerbaycan halkı Türk televizyonlarını kendi televizyonlarından daha fazla izliyor. PopStar Alaturka programı da en sevilenler arasında.
Normal olarak Bülent Ersoy ve Armağan Çağlayan’ın programda beni eleştirmek yerine “İlginç bir uyarı aldık, demek ki bizim bazı konuşmalarımız Azeri kardeşlerimiz tarafından yanlış anlaşılmış, bizim onları kırmak, küçümsemek gibi bir niyetimiz asla olamaz, ama eğer farkında olmadan onları kırdıysak da özür dileriz” demeleri gerekirdi.
Ama artık bilmiyorum ya yazıyı tam okumadıklarından ya da böyle konuşmanın daha iyi reyting yapacağını düşündüklerinden, Azeri halkının gönlünü almak yerine beni eleştirmeyi tercih ettiler.
Hem şaşırdım hem üzüldüm.
*Kargaşa sonunda mahkemeye yansıdıErgenekon davası büyük bir hukuk savaşına neden olacak. Bugüne kadar kimi iddialar, telefon konuşmaları, kişilerin onurlarını ayaklar altına alan, aşağılamak ve zor duruma düşürmek için kullanılan haberlere boğulmuş. Şimdi sıra bütün ileri sürülenlerin kanıtlanmasında.
Avukatların çabaları sonucunda özellikle telefon dinlemeleri, yurt dışındaki bir kişinin anıları, herkesin bilgisayarında bulunabilecek kimi siyasi ve ekonomik değerlendirmeler, rastgele çekilmiş fotoğraflar, gizli tanıklar bir anda kanıt olma niteliğinden çıkabilir.
Bu nedenle dava beklenmedik bir hızla sona doğru da gidebilir, bazı kişilerle ilgili suçlamalar asıl davadan ayrı görülmeye başlanabilir.
Bu arada çok dikkat çekici bir durum da mahkemenin ilk gün büyük kargaşa ile başlaması oldu. Aylardır bu duruşmalar için hazırlık yapılıyor. Ama belli ki herkesin eli ayağı dolaşmış, salona giriş organizasyonu bile yapılamamış.
Bir anlamda zaten kargaşa halini almış gözaltı ve tutuklamalar, iddianamedeki tuhaflıklar sonunda mahkemeye de yansımış durumda.
Haydi hayırlısı bakalım...
*Türkiye’ye kısa bir ziyaretUzun yıllardır Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen geçen hafta ilginç bir açıklama yaptı. Gülen kendisine Amerika’da süresiz oturma izni veren yetkililere teşekkür ederek “Bundan böyle Türkiye veya başka ülkelere kısa ziyaretler yaptıktan sonra artık Amerika’ya dönebileceğim” dedi.
İnsanın aklı almıyor. Gülen yıllar önce kaçıp Amerika’ya gitti. Hakkında hapisle sonuçlanabilecek bir dava açılmıştı. Gülen “sağlık” nedenleriyle Türkiye’ye dönmedi.
Uzun çabalardan, CIA’nın ve güçlü kiliselerin devreye girmesinden sonra nihayet Gülen’e “Yeşil Kart” çıkarıldı. Gülen bu avantaj sayesinde artık yarı Amerikan vatandaşı oldu.
Tam bu aşamada Türkiye’de dava da bitti, Gülen hapse girme riskinden kurtuldu. Yani artık dilediği an Türkiye’ye gelebilir, en azından yasal sorun yok.
Ancak Fethullah Gülen “Kısa Türkiye ziyaretinden” söz ediyor, “sonra tekrar Amerika’ya döneceğini” söylüyor. Adeta asıl vatanının Amerika olduğunu beyan ediyor.
İçinde Fethullah Gülen’e azıcık bile eleştiri olan bir yazı yazdığımız an, tarikatın otomatik olarak çalışan “küfür ve hakaret” mekanizması harekete geçiyor. Neredeyse hepsi tek kalemden çıkmış gibi görünen mesajlar, telefon veya fakslar yağdırmaya başlıyor.
Fethullah Gülen tarikatının otomatiğe bağlanmış müritlerine harekete geçmeden önce bu açıklamanın içlerine sinip sinmediğini sormak istiyorum. Hemen küfre başlamadan önce acaba “merak” duygularını çalıştırıp “Gerçekten de hocamız neden Amerika’yı ana vatanı gibi görüyor” diye bir düşünmelerini diliyorum.
*Ağzı sıkı DeğilmişOlayın kahramanı büyük gazeteci Bedii Faik. Bugün 90 yaşını aşan Bedii Faik billur gibi akıcı Türkçesiyle ve inanılmaz nükteli eleştiriyleriyle kendi döneminin en büyük polemik üstatlarından biriydi.
Bu nedenle birçok yazar ya da siyasetçi Bedii Faik’e sataşır ve üstelik hep bel altından vurmaya çalışırdı. Bedii Faik ise bunlara karşı adeta bir edebiyat eseri gibi, çok esprili ama okka gibi de ağır cevaplar verirdi.
Bir gün Bedii Faik’i kendince eleştirmeye çalışan biri yazarı aşağılamak için lüks merakını öne sürerek “Giydiği donlar bile İngiliz malıdır” diyor. Bedii Faik giyiminin şıklığı ile de tanınır.
Tabii hemen soruyorlar kendisine, “Donunuzun İngiliz olduğunu nereden biliyormuş” diye. Bedii Faik cevaplıyor: “Bilemem, ama belki de karısının ağzı pek sıkı değildir.”
*Soyadını vermiş amaGazetelerde küçük bir haber. “Necdet Yazar vefat etti” başlığını taşıyor. Kimdir Necdet Yazar? Gazino işletmecisi, ama asıl özelliği Gönül Yazar’ın ilk kocası olması. Yani 40 yıldır halkın gönlünde olan Gönül Yazar’a soyadını veren kişi. Gönül Yazar bir buçuk yıl evli kalmış sonra dört beş evlilik daha yapmış, ama ilk soyadıyla tanındığı için onu hiç değiştirmemiş. Ona bu soyadını veren kişi ise çok az kimsenin tanıdığı biri olarak hayata veda etmiş.
Hayat böyle bir şey işte.
Adaletin bulunmadığı yerde herkes suçludur.
Duverger
Kaynak:Vatan Gazetesi - Can Ataklı